Modern Felsefenin Dönüm Noktası
Immanuel Kant, felsefe tarihinde “önce” ve “sonra” diye ayrım yapılmasına neden olan nadir düşünürlerden biridir. Ondan önce bilgi, ya deneyimle ya da saf akılla temellendirilmeye çalışılırken; Kant bu iki yaklaşımı kökten yeniden düzenler. Onun felsefesi, insan aklının hem gücünü hem de sınırlarını aynı anda kabul eder.
Kant’ın temel sorusu şudur: “Ne bilebilirim?”
Bu soru, yalnızca teorik bir merak değildir; insanın dünyadaki yerini, özgürlüğünü ve sorumluluğunu doğrudan etkiler. Kant, aklı sınırsız bir araç olarak yüceltmez; ama onu tamamen etkisiz de kılmaz. Aklı, kendi yasaları olan bir yeti olarak konumlandırır.
Bilgi Problemi: Deneyim mi, Akıl mı?
Kant’tan önce felsefe iki kampa ayrılmıştı:
- Deneyimciler (bilgi duyulardan gelir)
- Akılcılar (bilgi akıldan gelir)
Kant bu çatışmayı aşar. Ona göre bilgi, deneyimle başlar, ama akıl olmadan mümkün değildir. Duyular bize ham veriler sunar; akıl ise bu verileri düzenler, sınıflandırır ve anlamlı hâle getirir.
Bu nedenle Kant, bilginin pasif bir yansıma değil; zihnin etkin bir faaliyeti olduğunu savunur. İnsan zihni, dünyayı olduğu gibi almaz; onu belirli kategoriler aracılığıyla kurar. Nedensellik, zaman ve mekân gibi kavramlar; dış dünyada hazır bulunmaz, zihnin düzenleme biçimleridir.
Bu yaklaşım, bilginin nesnelliğini tamamen reddetmez; ama onun insan zihninden bağımsız olmadığını gösterir.
Fenomen ve Numen Ayrımı
Kant’ın en önemli ayrımlarından biri, fenomen ve numen arasındadır.
- Fenomen: Deneyimlediğimiz dünya
- Numen: Şeylerin kendisi (deneyimin ötesi)
İnsan, yalnızca fenomenler dünyasını bilebilir. Numen alanı, yani şeylerin kendisi; aklın erişim sınırlarının dışındadır. Bu tespit, metafiziğe büyük bir darbedir. Tanrı, ruh ve özgürlük gibi kavramlar; deneyimle doğrulanamaz.
Ancak Kant burada durmaz. Bu kavramları tamamen anlamsız ilan etmez; onları bilgi değil, inanç alanına yerleştirir. Böylece Kant, bilimi korurken metafiziği de sınırlandırır.
Bu yaklaşım, insan aklını hem özgürleştirir hem de dizginler.
Ahlâkın Temeli: Ödev ve İyi Niyet
Kant’ın ahlâk felsefesi, en az bilgi kuramı kadar etkilidir. Ona göre ahlâk, sonuçlara ya da hazza dayanmaz. Bir eylemi ahlâklı yapan şey, niyetidir. İyi niyetle yapılan bir eylem, sonuçları ne olursa olsun ahlâkî değere sahiptir.
Kant için ahlâkın merkezi kavramı ödevdir. İnsan, doğru olduğu için doğruyu yapmalıdır; çıkar sağlamak için değil. Bu yaklaşım, ahlâkı koşullara bağlı olmaktan kurtarır.
Ahlâk yasası, dışarıdan dayatılan bir kural değil; aklın kendi kendine koyduğu bir yasadır. Bu da ahlâkı özgürlükle doğrudan ilişkilendirir.
Kategorik Buyruk: Evrensel Ahlâk Yasası
Kant’ın ahlâk anlayışının kalbinde “kategorik buyruk” yer alır. En sade hâliyle bu ilke şunu söyler:
“Yalnızca, herkesin uymasını isteyebileceğin bir ilkeye göre davran.”
Bu ilke, ahlâkî kararları evrenselleştirir. Bir davranış, yalnızca bireysel çıkarla değil; herkes için geçerli olup olamayacağıyla değerlendirilir. Yalan söylemek, eğer herkes yalan söylerse anlamını yitirir. Bu nedenle ahlâken savunulamaz.
Kategorik buyruk, ahlâkı keyfîlikten kurtarır. Duygulara, kültüre ya da sonuçlara bağlı olmayan bir ilkesel zemin sunar.
Özgürlük: Ahlâkın Önkoşulu
Kant’a göre özgürlük, kanıtlanabilir bir bilgi değildir. Ancak ahlâkın mümkün olması için varsayılması gerekir. Eğer insan özgür değilse, sorumluluktan da söz edilemez.
Bu nedenle Kant’ta özgürlük, teorik değil; pratik bir zorunluluktur. İnsan, ahlâklı davranabilmek için kendini özgür kabul etmek zorundadır. Bu kabul, metafizik bir iddia değil; ahlâkî bir duruştur.
Özgürlük burada keyfilik anlamına gelmez. Aksine, özgürlük aklın yasasına uymaktır. İnsan, tutkularının değil; aklının buyruğuna uyduğunda özgürleşir.
İnsan Onuru ve Amaç Olarak İnsan
Kant’ın en güçlü fikirlerinden biri, insan onuru kavramıdır. Ona göre insan, asla yalnızca bir araç olarak kullanılamaz; her zaman amaçtır. Bu ilke, modern insan hakları düşüncesinin temel taşlarından biridir.
Bir insanı yalnızca çıkar için kullanmak, onun akıl sahibi bir varlık olduğunu inkâr etmektir. Kant, bu yaklaşımı ahlâken kabul edilemez bulur. İnsan, sırf insan olduğu için değerlidir.
Bu fikir, modern hukuk, siyaset ve etik tartışmalarında hâlâ belirleyicidir.
Din ve Akıl Arasındaki Sınır
Kant, dine düşman değildir; ancak onu aklın sınırları içine çekmek ister. Din, ahlâkı desteklediği sürece anlamlıdır. Ahlâkın yerine geçmeye başladığında ise tehlikeli hâle gelir.
Bu yaklaşım, dini dogmalardan arındırır ve onu ahlâkî bir rehber olarak konumlandırır. Kant, bu yönüyle hem dindarları hem de seküler düşünürleri rahatsız etmiştir.
Neden Hâlâ Okunmalı?
Kant’ı okumak kolay değildir. Metinleri yoğundur, kavramları ağırdır. Ancak Kant, modern insanın en temel sorunlarına dokunur:
- Bilginin sınırları
- Özgürlüğün anlamı
- Ahlâkın temeli
- İnsan onuru
Kant, kesin cevaplar sunmaz; ama düşüncenin çerçevesini kurar. Onu okumak, zihinsel bir disiplin kazanmak demektir. Bu yüzden Kant, hâlâ vazgeçilmezdir.