Erich Fromm, modern insanın en büyük çelişkilerinden birini merkeze alır: İnsan özgürleşmiştir, fakat bu özgürlükle ne yapacağını bilemez. Fromm’a göre modern birey, geleneksel bağlardan kurtulmuş; ancak bu kurtuluş, güvenlik ve aidiyet duygusunun yitimiyle birlikte gelmiştir. Sonuçta özgürlük, bir imkân olmaktan çok bir yük hâline dönüşür. Fromm okumak, modern yaşamın yarattığı kaygıların psikolojik ve toplumsal kökenlerini birlikte düşünmektir.
Fromm’un yaklaşımı, klasik psikanalizi aşarak sosyal, ekonomik ve kültürel bağlamı merkeze alır. İnsan ruhunu yalnızca içsel dürtülerle açıklamak yeterli değildir; çünkü insan, toplumsal koşullar içinde şekillenir. Bu nedenle Fromm, psikolojiyi etik ve siyasetle buluşturur. Onun çalışmaları, insanı patolojik bir vaka olarak değil; potansiyelleri olan bir varlık olarak ele alır.
Özgürlükten Kaçış: Modern Kaygının Anatomisi
Fromm’un en etkili kavramlarından biri özgürlükten kaçıştır. Modern insan, feodal bağların ve geleneksel otoritelerin çözülmesiyle bireyselleşmiştir. Ancak bu bireyselleşme, yalnızlık ve anlamsızlık duygularını da beraberinde getirmiştir. İnsan, artık neye inanacağını, nasıl yaşayacağını ve kim olacağını kendisi belirlemek zorundadır.
Bu zorunluluk, kaygıyı artırır. Fromm’a göre insan, bu kaygıyla baş etmek için özgürlükten kaçar. Otoriter yapılara sığınmak, konformizme teslim olmak ya da yıkıcı davranışlar sergilemek; bu kaçışın biçimleridir. İnsan, özgürlüğün sorumluluğunu taşımaktansa, kararlarını başkalarına devretmeyi tercih edebilir.
Fromm, totaliter rejimlerin psikolojik zeminini de burada bulur. İnsanlar, güvenlik ve aidiyet vaadi karşılığında özgürlüklerinden vazgeçebilirler. Bu durum, yalnızca politik değil; derin bir psikolojik meseledir.
Karakter Yönelimleri ve Toplumsal Yapı
Fromm, bireysel karakter ile toplumsal yapı arasında güçlü bir ilişki kurar. Toplumlar, belirli karakter yönelimlerini teşvik eder. Bu yönelimler, insanların dünyayla kurduğu ilişki biçimlerini belirler. Fromm, özellikle sahip olma ve olma yönelimleri arasındaki farkı vurgular.
Sahip olma yöneliminde insan, kendini nesneler, statü ve güç üzerinden tanımlar. Değer, biriktirilenlerle ölçülür. Olma yöneliminde ise insan, deneyim, üretkenlik ve ilişkiler üzerinden kendini gerçekleştirir. Fromm’a göre modern kapitalist toplum, sahip olma yönelimini ödüllendirir; bu da yabancılaşmayı derinleştirir.
Bu analiz, mutluluğun neden maddi refahla paralel artmadığını açıklar. Sahip olmak, doyum üretmez; çünkü arzu sürekli yeni nesnelere yönelir. Olmak ise süreklilik ve derinlik sağlar.
Sevgi: Bir Duygu Değil, Bir Eylem
Fromm’un belki de en yanlış anlaşılan katkısı, sevgi kavramına getirdiği yaklaşımdır. Sevgi, Fromm’da romantik bir duygu değil; öğrenilen bir sanattır. Sevgi, ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgiyi içerir. Bu unsurlar olmadan sevgi, bağımlılığa ya da sahiplenmeye dönüşür.
Modern toplum, sevgiye bile piyasa mantığıyla yaklaşır. İnsanlar, “değerli” partner arar; ilişkiler performans ölçütleriyle değerlendirilir. Fromm, bu yaklaşımın sevginin özünü yok ettiğini savunur. Gerçek sevgi, karşıdakini bir nesne olarak değil; bir özne olarak tanımayı gerektirir.
Bu anlayış, yalnızca romantik ilişkiler için değil; ebeveynlik, dostluk ve toplumsal bağlar için de geçerlidir. Sevgi, insanı insan yapan temel üretken güçtür.
Üretkenlik ve Kendini Gerçekleştirme
Fromm, üretkenliği yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak görmez. Üretkenlik, insanın yetilerini dünyayla yaratıcı bir ilişki içinde kullanmasıdır. Bu, sanatta, düşüncede, ilişkilerde ve emekte ortaya çıkabilir.
Üretken insan, pasif tüketici değildir. O, dünyayı dönüştürürken kendini de dönüştürür. Fromm’a göre ruhsal sağlık, üretkenlikle yakından ilişkilidir. İnsan, üretken olmadığında, boşluk ve anlamsızlık duygusu kaçınılmaz hâle gelir.
Bu bakış açısı, modern iş kültürüne yönelik güçlü bir eleştiri içerir. İnsan, yalnızca verimlilik ve performans ölçütleriyle değerlendirildiğinde, kendi özünden uzaklaşır.
Din, İnanç ve İnsancıl Yorum
Fromm, dini dogmalar bütünü olarak değil; insani ihtiyaçların sembolik ifadeleri olarak ele alır. Tanrı imgesi, otoriter ya da insancıl biçimler alabilir. Otoriter din anlayışı, itaati ve korkuyu beslerken; insancıl din anlayışı sevgiyi ve sorumluluğu teşvik eder.
Fromm, Tanrı’ya inanmanın değil; insanın ne tür bir Tanrı anlayışına sahip olduğunun önemli olduğunu savunur. Bu yaklaşım, dini deneyimi psikolojik ve etik bir çerçevede değerlendirmeyi mümkün kılar.
Etik ve İnsancıl Toplum
Fromm’un etiği, dışsal kurallara değil; insanın potansiyellerine dayanır. İyi olan, insanın gelişimini ve üretkenliğini destekleyendir. Kötü olan ise bu gelişimi engelleyen her şeydir. Bu etik anlayış, katı normlardan çok, canlı bir değerlendirme sürecini gerektirir.
İnsancıl toplum, Fromm’a göre rekabeti değil; dayanışmayı, sahip olmayı değil; olmayı teşvik eder. Bu ideal, ütopyacı görünse de, Fromm için yön gösterici bir pusuladır. Toplum, insanı şekillendirir; ama insan da toplumu dönüştürebilir.
Seçili Aforizmalar
“Özgürlük, kaçılması gereken bir yük hâline geldiğinde, otorite cazip olur.”
— Erich Fromm
Özgürlükten kaçışın psikolojik temelini özetler.
“Sevgi, bir duygu değil; bir etkinliktir.”
— Erich Fromm
Sevginin emek ve sorumluluk gerektirdiğini vurgular.
“Sahip olmak, insanı doyurmaz; olmak doyurur.”
— Erich Fromm
Modern tüketim kültürüne yönelik temel eleştiriyi ifade eder.
Önemli Eserler
Özgürlükten Kaçış
Modern bireyin otoriteye yönelişinin psikolojik analizini sunar.
Sevme Sanatı
Sevgiyi öğrenilebilir bir yeti olarak ele alan klasik eserdir.
Sahip Olmak ya da Olmak
Modern toplumun değer sistemini eleştirel biçimde inceler.
Neden Hâlâ Okunmalı?
Fromm, modern insanın yaşadığı yalnızlık, kaygı ve yabancılaşma sorunlarını bireysel zaaflara indirgemez. Bu sorunların toplumsal kökenlerini görünür kılar. Bugün mutluluk, ilişkiler ve özgürlük üzerine yapılan tartışmaların çoğu, Fromm’un açtığı yolda ilerler.
Fromm’u okumak, daha çok şeye sahip olmayı değil; daha çok insan olmayı düşünmektir. Bu nedenle hâlâ okunmalı ve ciddiyetle ele alınmalıdır.