Simone de Beauvoir: Özgürlük, Öteki ve Kadın Olmanın İnşası

Simone de Beauvoir, modern düşüncede özgürlük kavramını yalnızca bireysel bir ayrıcalık olarak değil, tarihsel ve toplumsal koşullar içinde inşa edilen bir deneyim olarak ele alan düşünürlerden biridir. Onu özgün kılan, varoluşçuluğu soyut bir felsefe olarak bırakmaması; gündelik hayat, beden, cinsiyet ve iktidar ilişkileriyle doğrudan temas ettirmesidir. Beauvoir okumak, “özgür olmak ne demektir?” sorusunu yeniden ve … Devamını oku

Michel Foucault: Bilgi, İktidar ve Modern Bedenin Disiplini

Michel Foucault, modern düşüncede iktidarın nasıl işlediğini kökten yeniden tanımlayan düşünürlerden biridir. O, iktidarı yalnızca devletin, yasaların ya da baskıcı kurumların tekelinde görmez. Aksine iktidarın gündelik hayatın en küçük hücrelerine kadar sızdığını, dili, bilgiyi, normları ve bedenleri biçimlendirdiğini gösterir. Foucault okumak, “iktidar kimdedir?” sorusundan çok, “iktidar nasıl işler?” sorusunu sormayı öğrenmektir. Foucault’nun çalışmaları, insanı tanımlayan … Devamını oku

George Orwell: İktidarın Dili, Gerçeğin Çarpıtılması ve Modern Zorbalık

George Orwell, edebiyat ve düşünce tarihinde yalın diliyle en karmaşık iktidar mekanizmalarını ifşa eden yazarlardan biridir. Onu benzersiz kılan, teorik soyutlamalarla değil; gündelik hayatın içinden örneklerle düşünmeyi öğretmesidir. Orwell için edebiyat, estetik bir süs değil; hakikati savunmanın bir aracıdır. Yazmak, onun dünyasında politik ve ahlâkî bir eylemdir. Orwell’in metinleri, yalnızca totaliter rejimlere yöneltilmiş eleştiriler değildir. … Devamını oku

Arthur Schopenhauer: İrade, Acı ve Karamsarlığın Dürüst Felsefesi

Arthur Schopenhauer, felsefe tarihinde rahatsız edici bir dürüstlüğün temsilcisidir. Onu diğer düşünürlerden ayıran şey, insanı yüceltme arzusundan bilinçli olarak kaçınmasıdır. Schopenhauer, insanı akıl merkezli bir varlık olarak değil; isteyen, arzulayan ve bu yüzden acı çeken bir varlık olarak ele alır. Bu yaklaşım, modern dünyada hâlâ sarsıcıdır; çünkü ilerleme, mutluluk ve başarı söylemlerinin altını oyur. Schopenhauer … Devamını oku

Søren Kierkegaard: Kaygı, İnanç ve Bireyin Tanrı Karşısındaki Yalnızlığı

Søren Kierkegaard, modern düşüncenin en yalnız ama en derin figürlerinden biridir. Onu “varoluşçuluğun babası” yapan şey, sistemli bir felsefe kurması değil; insanın iç dünyasını, kaygılarını ve inançla kurduğu kırılgan ilişkiyi acımasız bir dürüstlükle ele almasıdır. Kierkegaard için felsefe, soyut kavramlar inşa etme uğraşı değil; yaşanan hayatın kendisiyle hesaplaşma biçimidir. Kierkegaard’ın temel itirazı, felsefenin insanı unutmasıdır. … Devamını oku

Jean-Paul Sartre: Özgürlük, Sorumluluk ve Varoluşun Ağırlığı

Jean-Paul Sartre, modern düşüncenin en sert ve en rahatsız edici önermelerinden birini ortaya koyar: İnsan özgürlüğe mahkûmdur. Bu ifade, kulağa ilk bakışta özgürlükçü bir slogan gibi gelse de, Sartre’ın düşüncesinde ağır bir yük taşır. Özgürlük, Sartre için rahatlatıcı bir imkân değil; kaçınılamayan bir sorumluluktur. İnsan, ne yaparsa yapsın, seçmek zorundadır ve bu seçimlerin sonuçlarından kaçamaz. … Devamını oku

Franz Kafka: Anlamsız Düzenin İçinde Suçluluk, Yabancılaşma ve İtaat

Franz Kafka, modern insanın içine düştüğü yabancılaşmayı en çıplak ve en sarsıcı biçimde görünür kılan yazarlardan biridir. Onun metinleri, açık cevaplar sunmaz; aksine okuru belirsizlikle, korkuyla ve bitmeyen bir suçluluk duygusuyla baş başa bırakır. Kafka okumak, bir hikâyeyi takip etmekten çok, insanın kendini içinde bulduğu görünmez düzenlerle yüzleşmesidir. Bu düzenler çoğu zaman mantıksız, erişilmez ve … Devamını oku

Albert Camus: Absürd Dünyada Dürüstlüğün ve Başkaldırının Etiği

Albert Camus, modern düşüncenin en yalın ama en sarsıcı sorusunu sorar: Anlamsız bir dünyada insan nasıl yaşamalıdır? Onun felsefesi, karamsarlıkla umut arasında salınan bir ara durakta konumlanır. Camus, ne metafizik tesellilere sığınır ne de nihilizme teslim olur. Bunun yerine, insanı gerçeğin çıplaklığıyla yüzleştirir ve bu yüzleşmenin içinden etik bir duruş çıkarmaya çalışır. Camus’yü özgün kılan, … Devamını oku

Lev Tolstoy: Vicdanın ve Ahlâkın Yazarı

Lev Tolstoy, yalnızca büyük bir romancı değil; aynı zamanda insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair derin ve rahatsız edici sorular soran bir ahlâk düşünürüdür. Tolstoy’un metinleri, edebiyatın estetik alanını aşarak vicdan, inanç, şiddet ve sorumluluk gibi meseleleri doğrudan hedef alır. Onu okuyan kişi, yalnızca bir hikâyeye değil, kendi yaşam pratiklerine dair bir sorgulamaya davet edilir. Tolstoy’u … Devamını oku

Friedrich Nietzsche: Ahlâkın ve İnancın Radikal Eleştirmeni

Friedrich Nietzsche, modern düşünce tarihinde en sarsıcı ve en çok yanlış anlaşılan figürlerden biridir. Onun metinleri bir felsefe sistemi kurmaktan çok, yerleşik sistemleri parçalamayı amaçlar. Nietzsche okumak, okuru güvenli fikir alanlarından çıkarır ve onu rahatsız edici sorularla baş başa bırakır. Bu nedenle Nietzsche, huzur veren bir düşünür değil; düşünsel konforu hedef alan bir provokatördür. Nietzsche’nin … Devamını oku