Michel Foucault, modern düşüncede iktidarın nasıl işlediğini kökten yeniden tanımlayan düşünürlerden biridir. O, iktidarı yalnızca devletin, yasaların ya da baskıcı kurumların tekelinde görmez. Aksine iktidarın gündelik hayatın en küçük hücrelerine kadar sızdığını, dili, bilgiyi, normları ve bedenleri biçimlendirdiğini gösterir. Foucault okumak, “iktidar kimdedir?” sorusundan çok, “iktidar nasıl işler?” sorusunu sormayı öğrenmektir.
Foucault’nun çalışmaları, insanı tanımlayan kategorilerin — akıl, delilik, suç, cinsellik, normal ve anormal — doğal değil, tarihsel olarak inşa edilmiş olduğunu ortaya koyar. Bu yaklaşım, insanın kendini anlama biçimini sarsar. Çünkü eğer bu kategoriler tarihsel ise, değiştirilebilirler; fakat aynı zamanda görünmez bir zorlayıcılığa sahiptirler.
Bilgi ve İktidarın Ayrılmazlığı
Foucault’nun düşüncesinin merkezinde bilgi–iktidar ilişkisi yer alır. Ona göre bilgi masum değildir; bilgi üretimi her zaman iktidar ilişkileriyle iç içedir. Ne “tarafsız” bilim vardır ne de iktidardan bağımsız bilgi. Bilgi, iktidarı üretir; iktidar da bilgiyi.
Bu bağlamda Foucault, modern bilimlerin ortaya çıkışını yalnızca ilerleme hikâyesi olarak okumaz. Psikiyatri, kriminoloji, tıp ve pedagojinin gelişimi; aynı zamanda bireylerin sınıflandırılması, gözetlenmesi ve denetlenmesi anlamına gelir. Bilgi, insanı tanımlar; tanımladığı ölçüde de onu yönetilebilir kılar.
Bu yaklaşım, “hakikat” kavramını da problemli hâle getirir. Hakikat, Foucault’da mutlak bir gerçeklik değil; belirli tarihsel koşullarda üretilen bir söylemdir. Bu nedenle her hakikat rejimi, aynı zamanda bir iktidar rejimidir.
Disiplin Toplumu ve Bedenin Denetimi
Foucault, modern toplumları disiplin toplumları olarak tanımlar. Disiplin, açık zorlamadan çok, alışkanlıklar ve normlar yoluyla işler. Okullar, kışlalar, fabrikalar ve hastaneler; bireyleri disipline eden mekânlardır. Bu mekânlarda bedenler eğitilir, zaman bölünür, davranışlar ölçülür.
Disiplinin temel hedefi bedendir. Beden, itaatkâr, üretken ve öngörülebilir hâle getirilir. Foucault’ya göre modern iktidar, bedeni öldürmekten çok yararlı kılmak ister. Bu nedenle ceza, işkence gösterisinden uzaklaşır; yerine gözetim ve düzeltme geçer.
Bu dönüşüm, iktidarın daha insani hâle geldiği anlamına gelmez. Aksine iktidar, daha ince, daha sürekli ve daha görünmez hâle gelir. İnsan, denetlendiğini fark etmeden denetlenir.
Panoptikon: Görünmez Gözetimin Metaforu
Foucault’nun en bilinen kavramlarından biri panoptikondur. Panoptikon, merkezdeki bir gözetleme kulesinden tüm hücrelerin izlenebildiği bir hapishane tasarımıdır. Mahkûmlar, izlenip izlenmediklerini bilmezler; ama her an izlenebileceklerini varsayarlar.
Bu belirsizlik, gözetimi içselleştirir. İnsan, dışsal zorlamaya gerek kalmadan kendini denetler. Foucault’ya göre modern toplum, panoptik mantıkla işler. Kamera, veri, kayıt ve performans ölçümü; hepsi bu mantığın güncel biçimleridir.
Bugün sosyal medya, iş yerleri ve dijital platformlar, panoptik gözetimin yeni alanlarıdır. İnsan, başkalarının bakışını sürekli üzerinde hisseder ve davranışlarını buna göre ayarlar.
Delilik, Suç ve Normalin İnşası
Foucault, deliliğin tarihini yazarken çarpıcı bir şey gösterir: Delilik, her zaman aynı şey değildir. Toplumlar, deliliği farklı dönemlerde farklı biçimlerde tanımlar. Akıl ile akıl dışı arasındaki sınır, sabit değildir.
Aynı durum suç için de geçerlidir. Suç, yalnızca yasa ihlali değil; norm ihlali olarak ele alınır. Modern ceza sistemi, suçluyu ortadan kaldırmak yerine onu “düzeltmeyi” hedefler. Bu düzeltme, bireyin iç dünyasına kadar uzanır.
Normal ve anormal ayrımı, Foucault’da doğal değil; tarihsel ve politik bir ayrımdır. İnsan, “normal” olmak için sürekli kendini ölçer ve ayarlar. Bu süreç, özgürlükten çok uyum üretir.
Cinsellik ve Söylem
Foucault, cinselliğin bastırıldığı fikrine de mesafelidir. Ona göre modern toplum cinselliği susturmaz; aksine konuşturur. Tıp, psikoloji ve eğitim yoluyla cinsellik sürekli tanımlanır, sınıflandırılır ve düzenlenir.
Bu söylemler, cinselliği görünür kılar; ama aynı zamanda onu denetim altına alır. İnsan, kendi arzularını bile uzmanların diliyle anlamaya başlar. Foucault, bu durumu özgürleşme değil; yeni bir iktidar biçimi olarak okur.
Direniş ve Özne
Foucault, iktidarı her yerde görmesine rağmen umutsuz değildir. İktidarın olduğu yerde direniş de vardır. Ancak bu direniş, merkezi bir devrimle değil; mikro düzeyde, gündelik pratiklerde ortaya çıkar.
Özne, iktidarın pasif bir ürünü değildir. İnsan, kendini farklı biçimlerde kurabilir. Foucault’nun sonraki çalışmalarında öne çıkan “kendilik teknolojileri”, bireyin kendi hayatı üzerinde etik bir çalışma yapma imkânını tartışır. Özgürlük, iktidardan tamamen kurtulmak değil; onunla kurulan ilişkiyi dönüştürmektir.
Seçili Aforizmalar
“Bilgi, iktidardır.”
— Michel Foucault
Bilginin tarafsız değil, kurucu bir güç olduğunu vurgular.
“Görünür olmak, bir tuzaktır.”
— Michel Foucault
Gözetimin içselleştirilmiş doğasına işaret eder.
“İktidar, yalnızca baskı uygulamaz; üretir.”
— Michel Foucault
İktidarın kimlikleri ve normları nasıl yarattığını açıklar.
Önemli Eserler
Hapishanenin Doğuşu
Ceza sisteminin dönüşümünü ve disiplin toplumunun doğuşunu analiz eder.
Deliliğin Tarihi
Akıl–delilik ayrımının tarihsel olarak nasıl kurulduğunu gösterir.
Cinselliğin Tarihi
Cinsellik söylemlerinin iktidarla ilişkisini kapsamlı biçimde ele alır.
Neden Hâlâ Okunmalı?
Foucault, modern dünyada iktidarın nasıl görünmez hâle geldiğini anlamak için vazgeçilmezdir. Bugün veri, gözetim ve normlar üzerinden işleyen güç ilişkileri, Foucault’nun analizlerini daha da güncel kılar. Onu okumak, iktidarı suçlamak değil; onu tanımayı öğrenmektir.
Foucault rahatlatmaz; ama görmeyi öğretir. Bu nedenle hâlâ okunmalı ve tartışılmalıdır.