Felsefe Ne Zaman Kalabalıktan Vazgeçti?
Søren Kierkegaard, modern felsefenin en aykırı figürlerinden biridir. O, sistemler kuran, evrensel yasalar ilan eden ya da insanlığı tek bir akılla açıklamaya çalışan filozoflardan değildir. Tam tersine, Kierkegaard felsefeyi kalabalıklardan çekip alan, onu tek bir insanın iç dünyasına yerleştiren düşünürdür.
Onun temel sorusu şudur:
“İnsan olarak nasıl yaşamalıyım?”
Bu soru, bilgiye değil; varoluşa yöneliktir. Kierkegaard için felsefe, soyut bir entelektüel etkinlik değil; insanın kendi hayatıyla yüzleşmesidir. Bu yüzden onun metinleri öğretmez, rahatlatmaz, yol göstermez. Aksine, okuru rahatsız eder, yalnız bırakır ve karar vermeye zorlar.
Sistemlere Karşı Bir Filozof
Kierkegaard’ın düşüncesi, yaşadığı dönemin hâkim felsefesine açık bir itirazdır. Özellikle Hegelci sistem düşüncesine karşı derin bir mesafe koyar. Hegel için tarih, aklın kendini gerçekleştirdiği büyük bir süreçtir. Birey bu süreçte ikincildir.
Kierkegaard bu anlayışı reddeder. Ona göre insan, tarihin bir aracı değil; tekil bir varoluştur. Sistemler insanı açıklayabilir ama onu yaşayamaz. İnsan acı çeker, karar verir, pişman olur, inanır. Bu deneyimler hiçbir sistemin içine sığmaz.
Bu yüzden Kierkegaard, “hakikat” kavramını da tersine çevirir. Hakikat nesnel bir bilgi değil; öznel bir ilişkidir. Bir şeyin doğru olması yetmez; insan için yaşanabilir olması gerekir.
Tekil Birey: Kierkegaard’ın Merkez Kavramı
Kierkegaard’ın felsefesinin merkezinde “tekil birey” vardır. Bu birey, toplumun içinde eriyen bir figür değildir. Kalabalığın güvenli anonimliği, Kierkegaard için bir kaçıştır. İnsan, “herkes”in arkasına saklandığında sorumluluktan kurtulduğunu sanır.
Oysa Kierkegaard’a göre asıl tehlike budur:
Kalabalık, bireyi yok eder.
Tekil birey olmak, yalnız kalmayı göze almaktır. İnsan kendi kararlarını kendi vermek zorundadır. Bu zorunluluk, özgürlük gibi görünür ama aynı zamanda ağır bir yüktür.
Varoluş Aşamaları: Yaşamın Üç Biçimi
Kierkegaard, insan varoluşunu üç temel aşamada ele alır: estetik, etik ve dinsel. Bu aşamalar birer zorunlu basamak değil; varoluşsal tutumlardır.
Estetik Aşama
Estetik aşamada insan haz peşindedir. Anlık zevkler, kaçışlar, oyunlar… Bu yaşam biçimi yüzeyde özgür görünür ama derinlikten yoksundur. Estetik insan, sıkıntıdan kaçar; ama bu kaçış onu daha büyük bir boşluğa sürükler.
Etik Aşama
Etik aşamada birey sorumluluk alır. Seçimlerinin sonuçlarını kabul eder. Toplumsal normlar ve ahlâk devreye girer. Ancak etik yaşam da insanı tam anlamıyla doyurmaz; çünkü kurallar bireyin iç çelişkilerini çözmez.
Dinsel Aşama
Dinsel aşama, Kierkegaard’ın en radikal noktasıdır. Burada insan, aklın ve evrensel ahlâkın ötesine geçer. İnanç, mantıksal bir sonuç değil; varoluşsal bir sıçramadır.
Bu sıçrama, güvenli değildir. Kesinlik sunmaz. Ama Kierkegaard’a göre insan, ancak bu riskle kendisi olabilir.
İnanç: Bilgi Değil, Cesaret
Kierkegaard’ın inanç anlayışı, klasik din felsefesinden farklıdır. İnanç, kanıtlanamaz. Tam da bu yüzden değerlidir. Eğer Tanrı akılla kanıtlanabilseydi, inanç bir zorunluluk olurdu.
Kierkegaard için inanç, belirsizlik içinde verilen bir karardır. Bu karar, insanı yalnız bırakır. Kimse bu sıçramayı bireyin yerine yapamaz.
Bu yüzden Kierkegaard’ın inancı rahatlatıcı değildir. İnanç, huzur değil; sorumluluk getirir.
Umutsuzluk: İnsan Olmanın Bedeli
Kierkegaard, umutsuzluğu patolojik bir durum olarak görmez. Umutsuzluk, insanın kendisiyle ilişkisinin bozulmasıdır. İnsan ya kendisi olmak istemez ya da kendisi olmaya cesaret edemez.
Bu nedenle umutsuzluk, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ondan tamamen kurtulmak mümkün değildir. Ama onunla yüzleşmek mümkündür.
Kierkegaard’ın sertliği burada ortaya çıkar:
İnsanı kurtarmaya çalışmaz.
İnsanı uyandırmaya çalışır.
Yazı Tarzı: Dolaylı İletişim
Kierkegaard, doğrudan öğretmekten kaçınır. Farklı takma adlarla yazar, çelişkili bakış açıları sunar. Çünkü varoluşsal hakikatler aktarılmaz; ancak yaşanır.
Bu yönteme “dolaylı iletişim” denir. Kierkegaard, okura ne düşüneceğini söylemez. Okuru, kendi kararını vermek zorunda bırakır.
Bu yüzden Kierkegaard okumak yorucudur. Ama bu yorgunluk bilinçlidir.
Kierkegaard ve Egzistansiyalizmin Temeli
Kierkegaard, kendisini hiçbir zaman “egzistansiyalist” olarak tanımlamaz. Ama modern egzistansiyalizmin temel taşlarını o döşemiştir. Sartre’ın özgürlük vurgusu, Camus’nün saçma anlayışı, Heidegger’in varlık sorusu… Hepsinin arkasında Kierkegaard’ın tekil birey fikri vardır.
O, insanı sistemlerden kurtarmıştır. Ama bu kurtuluş, konforlu değildir.
Modern İnsan ve Kierkegaard
Bugün insanlar her zamankinden daha bağlantılı ama daha yalnızdır. Sürekli seçim yapar, ama karar vermekten korkar. Kierkegaard’ın analizleri bu yüzden hâlâ canlıdır.
O bize şunu söyler:
İnsan, belirsizlikten kaçtıkça kendinden kaçar.
Sonuç: Rahatsız Eden Bir Filozof
Søren Kierkegaard, okurunu mutlu etmez. Ona kesin cevaplar vermez. Ama insanı ciddiye alır. Onu kalabalığın arkasına saklanmasına izin vermez.
Kierkegaard’ı okumak, bir şey öğrenmekten çok,
kendi hayatınla yüzleşmektir.
Bu yüzleşme kolay değildir.
Ama belki de felsefenin asıl amacı budur.
İlgili Okumalar :
Søren Kierkegaard’da Kaygı Kavramı
